kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Doğumdan Sonra Kürtaj

Her parçanız canlı ve işler halde olsa yaşıyor sayılır mısınız?
Muhtemelen.
Peki, her parçanız başkasına hizmet ediyorsa?..

Iskarta
Yazar: Neal Shusterman
Orijinal: Unwind
Basım: Tudem Yayınları


Kitap orijinal olarak 2007'de piyasaya çıkmış, Türkçesi ise 2010'da. Bunca zamandır bu kitabı nasıl gözden kaçırmışım bilmiyorum. Gerçekten okumaya değer bir kitap, Neal Shusterman "Gelecekte insanların %100'ü diğer insanlara nakledilebilecek." haberinden esinlenerek, doğumdan sonra kürtaj fikriyle şekillendirdiği distopyasını bize her duyguda yaşatıyor.

Yazarın distopyasında görünürde yaşama hakkına çok saygı duyuluyor. Bu nedenledir ki, bir çocuk ana rahmine düştüğü andan itibaren yasaya göre aldırılması söz konusu değil. Gel gelelim istenmeyen çocuklar 13-18 yaşları arasında ıskartaya çıkarılabiliyor. Yani parçalı yaşama sürecine geçiriliyor. Bunun kararını tabi ki çocuğun velayetine sahip insanlar yani genellikle anne-babaları veriyor. Kararın geri dönüşü de uç durumlar dışında söz konusu değil. Eğer 18inize kadar yaşamayı başarabilirseniz o başka.

Kitap da buradan yola çıkıyor: Ailesi tarafından ıskartaya çıkarıldığını öğrenen Connor istikamet:18 evden kaçıyor. Hikaye sadece Connor etrafından anlatılmıyor. Ana karakterler olarak Connor'ın dışında, bir devlet yurdunda kalan ve seçtiği alanda yeterince başarı gösteremeyen, bu nedenle yaşam hakkının tıka basa doldurduğu devlet yurtlarının bütçe kesimlerinden nasibini ıskartaya çıkarılarak alan Risa; bir de sahip oldukları her şeyin 10'da 1'ini tanrıya kurban etme zorunluluğuna inanan bir ailenin 'öşür' olarak yetiştirdiği Lev var. Bazı bölümler, ana karakterlerin onlarla yollarının kesiştiği ismi bile olmayan insanların açısından anlatılmış. Bu da hikayeye ilginç bir yön katarken, bir yandan da önemsiz gibi görülen karakterlere kitabında bir bölüm ayırmasıyla yazar ıskartaya çıkarılma kavramına cevap olarak 'birinin önemine sen karar veremezsin' dermiş gibi hissettiriyor.

Yazarın görüşü böyle hissediliyor derken karakterlerine çok merhametli davrandığı sanılmasın. Karakterlerini ve hikayesini kendi görüşlerinden ayırarak hem sevebileceğimiz, hem nefret edeceğimiz kişilerle bizi tanıştırıyor. Karakterleri cömertçe belaya sokarak hikaye örgüsünü arap saçı edip, çözebilme becerisi kitabı okurken anlaşılıyor. Yazara kişisel bir düzeyde yakınlık hissettiğimden mi bilinmez bu 'yapılandırılmış' kurgu çizgisi gözüme olması gerekenden biraz daha görünür geldi. Yazarın nerede zorlandığını, nerede bazı olasılıklar arasından seçim yaptığını, bazen bu seçimleri neden yaptığını görebiliyordum. Bunlar kitabı kendinize/hayata uzak bulmanıza sebep olabilecekken bende bir hayranlık uyandırdı. Yazarın seçimlerini görebilmek ve bunların üzerinde nasıl manevralar yaptığını kavrayabilmek yazarın emeğine daha da saygı duymamı sağladı.

Kitabın tansiyonunun en fazla arttığı yerde damarların patlama noktasına geldiğini, kurgu çizgisinin görünürlüğünü kaybedip yerini saf heyecan ve korkuya bıraktığını belirtmeliyim. Eğer benim gibi bazı tıbbi olaylardan etkilenen biriyseniz, bir yandan bembeyaz halde titreyip, midenizdekileri içeride tutmaya çalışırken bir yandan da heyecan içinde okumayı bırakamadığınız anlar olabilir. Bu türü ve blogda yorumladığımız kitapları seven biriyseniz bu kitaba da bir şans verin.

Kapakta eskiden çıkar birleştir tarzıplastik oyuncaklara benzer bir yapıda insan parçalarının görünmesi de hoş bir nokta olmuş.

Kitap konu itibariyle Never Let Me Go (Beni Asla Bırakma) kitabı/filmini ve Repo Men filmini hatırlatabilir ama kitabımızın geçtiği dünya onlarınkinden çok daha zalim ve çok daha iyi oluşturulmuş. Eğer bu konuda bir kitap yazsaydım, elimden gelenin en iyisi Iskarta'ya benzerdi diye düşünüyorum :) Onca şeyin arasında, insanı organ bağışçısı olmaya biraz daha sıcak (kitabın sonuna doğru pek de o kadar sıcak olmasa da) baktıran bir etkisi de yok değil.

Birçok ayrıntısı belli olmayan ikinci bir kitap da geliyor. İlk basımının 2007 olduğu düşünülürse yazarın işinde ayrıntıcı, özenli ve dikkatli olduğunu düşünmekte haklı olduğumu gösteriyordur belki de. Ya da sadece tembeldir :) İkinci kitabın İngilizce ismi Unwholly olarak görünüyor, yani Tam Değilken ya da Eksik diyebiliriz. (Çevirmenin daha iyi bir iş çıkaracağına inancım sonsuz.) Bu isim ikinci kitapta olacaklara bir işaretse pek de iyi bir şey beklemiyor bizi sanırım. Gerçi daha ilk kitaptaki karakterlerle devam edip etmeyeceği bile belli değilken (ki bence onlarla devam eder) pek bir şey söylemek mümkün değil.

Iskarta'nın bir filme uyarlanacağını da duydum. Kitabı okumaya başlamadan önce bilmiyordum. Şimdilerde filme veya diziye aktarılmayan kitap kalmamış gibi. Yazar ayrıca Skinjacker (Deri Yüzücü ?) Üçlemesi ve Bruiser (Boksör) ile de tanınıyor. Ben Türkçelerini bulamadım, İngilizce tercih edenler için Iskarta'nın devamı ve filmini beklerken iyi birer atıştırmalık olabilirler. İyi okumalar efendim, kelimelerle kalın.

30 Nisan 2011 Cumartesi

Büyükler Yoklar, Kalanlar Açlar, Olaylar B♥ka Sarar

Bütün yetişkinlerin bir anda yok olduğu bir dünya düşünün. Bir de üstüne dış dünyayla her türlü bağlantıyı kesen küresel bir bariyer ve içindeki gençlerde ortaya çıkan doğaüstü yetenekler... Ki bu dünyada değişen tek şey insanlar değil. Hayvanlar, algılar, kurallar, her şey değişiyor. Yetişkinlerin olmadığı bu dünyada, daha eski dünya hakkında bile yeterince bilgisi olmayan gençler yeni bir düzen kurmaya çalışıyor. Bu yeni oluşum; kargaşa, savaş, yıkım, açlık, macera, aşk ve dostluğu beraberinde getirirken 'karanlıktaki şeyler' ve 'Büyük 15' gibi bilinmezlikler sizi okudukça daha çok merakta bırakan bir gizeme acıktırıyor.

YOKLAR - YOKLAR 1/6
Orijinal: GONE - GONE 1/6
Yazar: Michael Grant
Yayıncı: Artemis

Gençleri hapseden bariyerin çevrelediği bölgeye Radyoaktif Serpinti Gençliği Bölgesi (RSGB) deniyor. RSGB içinde şok devam ederken, RSGB'nin başka bir kısmından gençler gelip Perdido Plajı'nda yönetimi ele geçirmeye çalışıyor. 15 yaşın altındaki gençlere 15inci doğum günleri geldiğinde ne olacağı da merak konusu. Zaten kitap her bölüm başında başkahramanın 15'inci doğum gününe doğru geri sayım yapıyor. Kitap tek bir bakış açısıyla yazılmamış. Her farklı olay, farklı karakterlerin bakış açısıyla anlatılıyor.

Birçok karakter etrafından anlatılmasına rağmen, ne karakter fazlalığı ne de olayların karmaşıklığı, hikayenin akışını sekteye uğratmıyor. Kitap gençlere yönelik olmasına rağmen içeriği şiddet ve iğrençliklerden uzak sayılmaz, hatta bazı bölümleri midesi kaldırmayanlar olabilir.

Kitap tanıtımında 'Dünyanın Sonu Böyle Gelecek' diye bir tabir var. Eğer gerçekten böyle olacak olursa oldukça ilginç ve maceralı olacağı kesin. İkinci kitapta da olanlara bakılırsa 6 kitabın sonunda bizi mutlu son beklemiyor olabilir.


AÇLIK - YOKLAR 2/6
Orijinal: HUNGER - GONE 2/6

Bu kitap, daha çok ilk kitapta bahsi geçen 'Karanlık'la ilgili ve tabi ki adından da anlaşılacağı gibi dış dünyaya kapalı RSGB'de açlık kendini gösteriyor. Gençler, açlığa çare bulmaya çalışırken, eski dünya düzenini de yeniden keşfediyor. Bu kitabı okurken yiyeceklerinizin değerini daha iyi anlıyorsunuz. Açlık o kadar ortada ve iyi anlatılmış ki, okurken siz de sürekli aç hissedebiliyorsunuz. Yanınızda ufak atıştırmalıklar bulundurmanız lehinize olabilir. Ama fazla kaçırmayalım :)

Daha ilk sayfalardan iğrenç bir ölümle açılarak o tekinsizlik hissini kolayca kalbinize yerleştirebilirken önceki kitaptaki karakterlere yenilerinin eklenmesi biraz zorlasa da yine de hikayenin hızlı akmasını engellemiyor. Kitap gerçekten etkileyici. Hikaye örgüsünün, işini iyi yapan birinin elinden çıktığı belli. Hem aksiyon, hem dram, hem daha bir çok şey barındırdığından son zamanların mide bulandıracak derecede aşka batmış gençlik kitapları arasında sivriliyor.


İki kitaba da 5 üzerinden 4 (Goodreads.com derecelendirmesinde 'çok beğendim'e karşılık geliyor) verdim. 1 puanı da, birçok şey barındırırken hep biraz eksik kalmasından ötürü kırıyorum. Belki de farklı açılardan anlatıldığı için, hiçbir karakterle tam manasıyla bağ kuramıyorumdur...

23 Mart 2011 Çarşamba

Katniss Yaşar Diyorsanız 23 yazıp 3252'ye SMS atın

Açlık Oyunları
Açlık Oyunları Üçlemesi 1
Orijinal: The Hunger Games
Yazar: Suzanne Collins
Basım: Pegasus

Kitap çıkalı uzun zaman oldu. 2012’de film olacak. Başrolde oynayacak kişi belli oldu.Bu gelişme, kitapları aklımıza getirdi. İlk kitaptan biraz bahsedelim dedik. Önce tanıtım:

Diktatörlükle yönetilen bir ülkede, patronun kim olduğunu hatırlatmak için her sene 12-18 yaşları arasındaki gençler arasından kurayla seçilen bir kız, bir de erkek; tek bir kazananın olduğu, ölümüne bir oyuna sokuluyor. Oyun televizyondan yayınlanıyor. 12 Mıntıka'dan toplam 24 Haraç var. Başkentteki (Capitol'deki) insanlar bunu severek izliyor. Mıntıkalarsa açlıkla mücadele ediyor. Kazanırsanız bu, mıntıkanız için bir sene rahatlık; sizin içinse, sonsuz şöhret ve zenginlik anlamına geliyor.

Kitap, eski yunanda gerçekleştirilen benzer bir oyundan ve reyting uğruna, gerçekmiş gibi olanla gerçekleri bir arada vererek, izleyicileri duyarsızlaştıran TV kanallarının şiddet içerikli programlarından esinlenilerek yazılmış.

Henüz çekim öncesi hazırlıkları devam eden filmin baş rolünü Jennifer Lawrence kaptı. 90 doğumlu Lawrence, 16 yaşındaki Katniss Everdeen'i canlandıracak. Filmin Alacakaranlık-vari bir çılgınlık yaratacağı düşünüldüğünden rol, hem JLaw için hem filmi yapan Lionsgate şirketi için bir dönüm noktası olabilir.

Winter's Bone ile Oscar'a aday olan JLaw


Çaylak, beni seriyle tanıştıran kişi. O günden beri kitap ve filmle ilgili şeyleri onunla tartışırız. Burada da böyle bir yöntemle kitabı anlatalım dedik. Yöntem gereği, spoiler vermiş olabiliriz. Bilginize.

Ogu
Çaylak, başrol seçimini nasıl buldun?

Çaylak
Beğenmedim şahsen. Kız hiç aç kalmış gibi görünmüyor.

Ogu
Ben beğendim, ama zayıflaması gerekebilir haklısın. Şimdi Çaylak, beni seriyle tanıştıran sen olduğundan sen başla kitabı yorumlamaya.

Çaylak
Açıkçası ben anlatılan tüm distopik unsurları romanın belli bir yerine gelinceye kadar pek yadırgamadım. Karakterler hikayeye uygundu fakat gerçek insan zannedilecek kadar gerçekçi sayılmazlardı. Hikayenin ilk bölümlerinde sıkılmadım diyemem, haraçlara bir imaj çalışması yapılıyor, bu kısımlar bana göre değildi.

Ogu
Bana sorarsan hikaye ikinci bölümden sonra hiç ilginçliğini kaybetmiyordu. İmaj hazırlayıp popstar gibi sundukları gençlerden birbirlerini öldürmeleri isteniyor, bu çok hastalıklı bir durum.

Çaylak
Evet bu ve benzer nedenlerden ötürü kitapta sözü geçen sistemin mimarlarına karşı bir kin oluştu içimde. Capitol’e çok gıcık oldum.

Ogu
Hikaye boyunca hissettiğin bir çeşit gerilim vardı. Rahatsız eden bir yanı vardı kitabın. Tüm anlatılanların gerçek olabileceği ve durumun vahşeti okurken insanı bir derece daha uyanık tutuyordu. Durum rahatsızlık vericiydi ama okur olarak bunu sevdik.

Çaylak
Zaten hep bir “hiç kimseye güvenemeyiz.” hissi vardı. Başkarakter Katniss için bu oyunlardan da öncesine gidiyordu. Mıntıkaların durumu da öyleydi. Yani o gerilim ve tekinsizlik durumu mıntıka halkı üzerinde hep vardı. O hayatın doğal bir elementiymiş gibi.

Ogu
Sanırım hikaye o element sayesinde bir yerlere geldi. Capitol halkı da garipti. Şimdilerin tikicanlarının psikopatlaşmış halleri gibilerdi. Kendilerine sunuluş biçimlerine göre kanlı ölümleri rahatça benimseyip, eğlence olarak görebiliyorlardı.

Çaylak
Bohem adamlar, çocuk bile yapmıyorlar doğru dürüst.

Ogu
Her şey ambalaj ve görüntü ile anlam kazanıyor hayatlarında. Capitol ve mıntıka halkları arasındaki ayrımın, şimdinin Zengin-fakir arası uçurumuna bir gönderme olduğunu düşünebiliriz. Bir taraf gereğinden fazla şeye sahipken, diğer taraflar açlıkla mücadele ediyor. Bu şimdinin dünyasında da var fakat, Capitol insanlarının daha uç bir farkında olmayışlılık seviyesinde olduğu söylenebilir.

Çaylak
Açlığın yanında, o kadar teknoloji olmasına rağmen mıntıkadakiler, eski çağlardaymış gibi yaşıyorlardı. Mahrumlardı birçok şeyden. Beni en çok etkileyen şeylerden biri de, Açlık Oyunları’nın galipleriydi. İlk kitapta fazla öne çıkmasa da, galiplerin aslında katil olmalarına rağmen Capitol halkınca çok sevilip, takdir görmeleriydi.

Ogu
Bununla yaşamanın zorlukları da anlatılıyordu.

Çaylak
Kazanmak kaybetmek pek fark etmiyordu, evet.

Ogu
Ya öl, ya öldür. Oyunlar ve Oyun Kurucular başka seçenek bırakmıyordu.

Çaylak
Canımı en çok sıkan şey, başkahramanın gönül işleriydi.

Ogu
Bence dozundaydı. Hem son günlerde aşk üçgeni olmayan gençlik kitabı yok gibi bir şey. Romantizm beni hiç baymadı. Özellikle işin içine TV girdiği için, olayların farklı boyut kazanması oldukça enteresandı. Zaten Katniss ülkenin durumundan dolayı aşk meşk işlerine sıcak bakmıyordu.

Çaylak
Üçgen fazla uzadı bence, Peeta ve Gale'den birini seçecekti işte. Diğer karakterlerden de bahsedelim, Katniss’in kardeşi çok iyimserdi, Annesi de…

Ogu
Fazla ayrıntıya girmeyelim. Genel olarak ne söyleyebiliriz?

Çaylak
Annesinin mal olduğunu söyleyebiliriz hacı.

Ogu
:))

Çaylak.
Hiç boş karakter yoktu. Her karakterin bir görevi vardı, yazarın laf olsun diye koyduğu bir karakter var mıydı hatırlamıyorum.

Boş karakter yoktu evet. Kitap bu kadar TV'ye eleştiride bulunurken, yazarın kitabının filme aktarılmasına izin vermesi de garip gelmişti doğrusu. Daha sonra kitapta hissettiğimiz o gerilimi, Testere veya Hostel filmleri gibi kana bulanmadan, tekinsiz beklenti hissine yoğunlaşarak anlatacaklarını okudum. Bakalım, kıyamet kopmazsa izleyeceğiz. Kitabın, filmi ve boku çıkmadan kitabı okumanız için yaklaşık 1 yılınız var. Sonra, popülerliğinden tiksinti duyabilirsiniz. Bizden söylemesi.

Satın alma linki: Onu da kendiniz bulun.

27 Şubat 2011 Pazar

Hayatı Çok Sevdim Yine Oynat Uğurcum

Ken Grimwood
Sil Baştan
Koridor Yayınları
Orijinal Adı: Replay

Kitabı bitirdiğimde büyük hayal kırıklığına uğradım. Ama kitap kötü olduğu için değil, yazarın 2003'te bu kitabın ikincisini yazarken öldüğünü okuduğum için. Kitapların arkasına eleştirmenlerden notlar eklemek adettendir. Ama çoğu kez bu alıntılar gerçeği yansıtmaz. Koridor yayınlarının basımını 2010'da yaptığı bu kitapta eleştirilerden alıntılanan notlar kitabı çok iyi tanımlıyor. Ne fazla ne de eksik. Merak edersiniz diye alıntılar:

“Uzun zamandır okuduğum en sıradışı, en sürükleyici roman.”
Dean Koontz

"Zaman kavramını ve doğasını irdeleyen merak uyandırıcı bir kitap. Mükemmel bir anlatıma, şaşırtıcı sapmalara ve ayrıntıları titizlikle işleme ustalığına sahip."
Atlanta Journal-Constitution

“Grimwood olağanüstü gözlem yeteneği, üslubu ve orijinal kurgu yeteneğiyle benzerlerini fersah fersah gerilerde bırakıyor.”
Publishers Weekly

Kitap orijinal dilinde ilk basımını 1987 yılında yapmış. Biliyorum eski. Kitabı okumaya başladığımda bu beni de biraz rahatsız etmişti. İlk alıntıyı da fazla ciddiye almayalım. Dean Koontz'un bunu ne zaman söylediğini bilmiyorum çünkü. 18 haşında (haş dedim yaş değil) biri olarak 88 ve öncesi konusunda derin bilgilere sahip değilim. Kitap da 63-88 yılları arasında geçiyor. Kitabın 3'te 1-1,5 luk kısmında "Niye 60-70-80ler ya? Bildiğimiz dönemlerde olsaydı keşke." diye düşünüp durdum. Zaten kitabın o kısımlarında baş kahramanımız Jeff'in tekrarlarından başka bir şey olmuyor.

Yazarın gözlem yeteneği ve onları anlatma biçimi gerçekten güzel. O nedenle konunun ilerleme kaydettiği kısımlarda 3'te 1lik kısımda sıkıldığınız için yazara haksızlık ettiğinizi düşünüyorsunuz. Çünkü yazarın, romanın geçtiği dönemdeki olaylardaki seçimi, tasviri, kahramanları ve bakış açılarını bu olaylara eklemesi takdire şayan. Eminim o yılları yaşamış veya o yıllar hakkında benden daha geniş bilgiye sahip insanlar bu romandan kat kat daha fazla zevk alacaklardır.

Yazarın vermek istediği mesaj basit: "Geçmişe takılma, her gün yenidir, hayatını yaşa." Ama mesajın böyle bir kurguyla sentezlenmiş olması fark yaratan nokta oluyor. Onca sayfayı bunun için mi okudum dedirtmiyor en azından.

Roman sadece mesaj iletmekle kalmayıp okuyucuyla da bir şekilde iletişime geçiyor. Geçmişte yaptığı hataları değiştirmek için bazen geri dönmeyi isteyen birçok insandan biriyim ben de. Bu romanı okurken kendi geçmişinizi de gözden geçirmemek elde değil. Baş kahraman Jeff'in hafızasına hayran kalmamak da öyle. Adam gazeteci olduğundan bir çok şeyi biliyor. Bildiklerini de iyi kullanarak kendisine maddi, manevi yarar sağlıyor. Bazen de zarara neden oluyor. Belki haşım gereği ama, kitabı okurken bir gün geçmişe dönersem (ya tabi) işime yarayacak ne kadar az şey biliyorum diye endişe etmedim değil. Çok şey de bilseniz, "Geçmişe gitsem her şeyi düzeltebilirdim." diye düşünüyorsanız, hata ettiğinizi anlıyorsunuz. Çünkü dünya ve kendi hayatı hakkında çok şey bilmesi Jeff için her zaman iyi olmuyor -kelebek etkisi işte- .

Jeff, tekrarlarında olanları unutmuyorken, her tekrarına ilk hayatının belli bir yerinden başlıyor. Kitabın sonunda neden hep ilk hayatından başladığı, daha çok kitabın mesajıyla alakalı olmakla birlikte açıklığa kavuşuyor.

Okuması keyifli, mesajı güzel, ikinci kitabı elde olmayan sebeplerden dolayı hiç çıkmayacak, iyi yapılandırılmış, dolu bir kitap. Yakın dünya tarihiyle alakalı bazı olaylara, benim gibi tarihi kötü olanlar için, biraz aşinalık kazandırması da güzel. Hani öyle çok popüler bir şey olacak bir kitap değil ama zaman ayırmaya değer bence. Zamanında aldığı ödülleri de mevcut zaten. İyi okumalar.

8 Kasım 2010 Pazartesi

Gözlerinizi 4 Açın Aramızda Olabilirler

Uzaylı dostlardan vazgeçmeyen E.T.’nin yönetmen ve yapımcısı Steven Spielberg ve özlerinde evcil uzaylı robotlar olan Transformers’ın yönetmeni Michael Bay’in yapımcılığını üstlendiği; Kartal Göz (Eagle Eye) ve Şüphe (Disturbia) filmlerinin yönetmeni DJ Caruso’nun yönetmenlik koltuğunda oturduğu I Am Number Four Şubat’ta gösterime girecek (İnşallah). Uzaylılar konusunda doktora yapmış üstüne bir de fahri uzaylı ünvanına (benim tarafımdan) layık görülmüş işinin ehli yapımcılar yetmedi mi? Mavi sarı kırmızı taytına yandığım süper kahraman Kriptonlu Çelik Adam nam-ı diğer Süpermen efendinin gençlik yıllarını anlatan Smallville dizisini TVye uyarlayan, Örümcek Adam 2’nin hikâyesini kaleme almış olan müthiş ikili Alfred Gough ve Miles Millar’ın senaryoda imzalarının olduğunu söyleyeyim.

Tüm bu isimleri bile duymadan önce kandırıkçı fragmanını* izlediğim andan itibaren yapım ilgimi çekmeyi başardı. Bir gün sonra da (I Am Number Four) Ben Dört Numarayım’ın bir kitap uyarlaması olduğunu öğrendim. Aslında kitap uyarlaması sayılmaz çünkü film çekimlerine kitap çıkmadan başlanmış. Yine de kitabı okumadan edemedim. İlerleyen cümlelerde kitapla ilgili yorumumu bulabilirsiniz. Fragmanı izleyelim:



I Am Number Four Türkçe Altyazılı Teaser 1
Yükleyen nixpadas. - Tüm sezonlar ve tüm bölümler

Numara sembolleri acayip karizma değil mi? (Eeeveeeet). Fragman birkaç cümleyle işini yapıyor: merak uyandırmak ve etkilemek. Yapımın isminin de ilginç olduğunu düşünüyorum bu da fragmana orijinal bir hava katmış. Fragman iyi olmaya aday bir filmin sözünü veriyor.

Filmin Konusu ise şöyle,
Onu öldürmek isteyen düşman gezegen sakinlerinden kaçmak için dünya hayatına karışmaya çalışan ergenimiz John Smith memleketi Lorien yok edilirken kurtulmayı başaranlardan biri. Özel güç (bu güçlere legacy= miras deniyor) potansiyeline sahip dokuz kişiden 4.sü kendisi. Lorien tılsımı sayesinde bunlar ancak sırasıyla öldürülebiliyor. Üç Numara da Hakk’ın rahmetine kavuştuktan sonra sıra Dört’e geliyor. Küçük bir kasabaya kaçarak oradaki liseye gitmeye başlayan John mirasının da ortaya çıkmaya başlamasıyla olmak istediği ve gerçekten olduğu kişi arasında seçim yapmak zorunda kalıyor.




Dianna Agron
Alex Pettyfer














Filmin başrollerini bak şekeri** Glee yıldızı hoş sesli Dianna Agron ve yurtdışı ergenlerinin yeni favorisi 
Alex Pettyfer paylaşıyor. (Başrol Alex ama Dianna da benim favorim ne yapayım şimdi :)) Filmde 6 Numara’yı da Sihirbazın Çırağı’ndan hatırlayacağınız Teresa Palmer canlandırıyor. Fragmanda güneş gözlüğüyle motosiklet kullanan, yerde kayıp adam kesmece oynayan diğer sarışın oluyor Teresa. Fragmanı izlediğimde onu Dianna sanmıştım (kandırıkçı fragman iş başında) :) kitap ve okuduğum röportajlar sayesinde bu büyük yanılgıdan kurtuldum. John’un en iyi arkadaşı Sam’i ise (izlemek için sabırsızlandığım, izleyince burada yorumlayacağım) Flipped filminin genç oyuncusu Callan McAuliffe canlandırıyor.

Gördüğünüz gibi film, yapım ekibi ve oyuncularıyla göz dolduruyor. Çekimleri yaklaşık 2 ay sürmüş, 50 milyon dolar harcanmış. Kaliteli bir yapım için yeterli mi dersiniz? Bana sorarsanız ortalamanın üstünde bir şey çıkabilir ama şüphelerim yok değil. Bu işler her zaman paraya da bakmayabiliyor örneğin Altın Pusula (The Golden Compass) 300 milyon dolar bütçesine rağmen zar zor ortalamanın üstünde kalmayı başarabilmiş bir yapımdı. Dört Numara’nın hikayesini sevdiğim için, harcanan miktarların yeterli olmasını umuyorum.

Gelelim kitaba. Ben Dört Numara’yım Lorien Mirası (Lorien Legacies) serisinin birinci kitabı. Serinin 6 kitap olması bekleniyor, bugün itibariyle sadece ilki İngilizce olarak piyasada. Kitap Jobie Hughes ve James Frey tarafından Pittacus Lore kod adıyla yazılmış. Pittacus da John gibi bir Loric (Lorienli yani), hal böyleyken nedense kitap John’un ağzından anlatılmış. Kitabın başında anlatılanların gerçek olduğu iddiası sunulmuş, sonunda da Pittacus’la ilgili küçük bilgiler verilmiş bana sorarsanız saçma durmuş olmasaydı daha iyi olurdu.

Kitabın Türkçesi henüz basılmamış, film Türkiye’de de popüler olursa büyük ihtimalle film posteriyle kılıflanmış şekilde kitapçılarda yerini alacaktır. Film popüler olursa diyorum çünkü kitap heyecan verici hikâyesi dışında pek de edebi bir değer sunmuyor. Bazı diyaloglar fazlasıyla basit, benim gibi betimlemeleri 30 defa okumak zorunda kalabilenler için rahat bir sürüş sağlıyor. Kitabı İngilizce okumama rağmen pek bir yerde takılmadım, bu da sanırım cümle yapısının basit ve kelime zenginliğinin düşük olduğunu gösteriyordur.

Kitap Lorien geçmişine, John’un değişimine ve aksiyona daha çok yer ayırmış (kitap çıkmadan filmin çekimlerine başlanmasına şaşırmamak gerek). Kitapta nereden geldiği, kimlerin peşinde olduğu, gezegeninde neler olup bittiği gibi birçok şeyi bilen kahramanımız, filmde izleyiciyle birlikte öğrenecekmiş. Hikâyenin bazı parçaları senaristlerin uyarladığı Smallville’deki Süpermen’in geçmişine benziyor: yok olmanın eşiğinde bir gezegen, bir uzay mekiği, dünyaya gönderilme, süper güçlerin yoğun duygular sonucu ortaya çıkması, normal bir ergen olmak isteyen kahraman ve onu bekleyen yüce kader, kristaller… Bu tür eserlerde benzerlikleri hoş karşılamak lazım, zaten kitap Süpermen’den daha ilgi çekici bir içeriğe sahip. Burada anlatmakla bitmez, en önemlileri: 9ları birbirine bağlayan tılsım, Lorien’de bir gelenek olan çocuk-gardiyan ilişkisinin bir çeşit baba-oğul/sporcu-koç ikilemi ortaya çıkarması ve tabii ki Mogadorianlar –Lorien’in, 9ların ve Dünya’nın düşmanı olan Mogadore gezegeni sakinleri-.

Mogadorianlar kendi gezegenlerinin sonunu getirmiş, Lorien’in kaynaklarını tüketmiş doğaya saygısı olmayan iri cüsseli kötücül varlıklar. Loricler ise doğaya saygılı, medeni ve dost canlısı insan boyut ve şekillerindeki varlıklar. Bu iki varlık Dünya’nın gelecekteki sakinlerini temsil ediyor olabilir. Kitapta bir çeşit doğaya saygılı olun, yoksa Mogadorian gibi olursunuz mesajı sezdim. Gençler için iyi bir mesaj tabi. Mesaj bir yana Mogadorianlar Dünya’da sadece 9ların peşinde değil, Dünya’nın da peşinde. Bu da hikâyeye başka bir açı daha ekliyor, Mogadorianlar burada ve zayıflıklarımızı öğreniyor, niyetleri bizi de yok etmek ve dünyamızı sömürmek Loricler sadece kendileri için değil Dünya için de savaşıyor. Kim bilir belki ileriki kitaplarda işler daha da kızışır biz de hep birlikte Mogadorian avına çıkarız.

Hikâye olarak bana sorarsanız ilgi çekici bir kitap, okuması kolay. Küçük bir bölümde sıkılma belirtisi göstermiş de olsam akış tatmin edici. Fragmanı izlemek kitabı okurken işe yarıyor çünkü karakter betimleme konusunda kitap biraz yetersiz kalıyor daha önce de belirttiğim gibi bazı replikler basit. Zaten Türkçesi ne zaman çıkar bilmem. Belki adını “Dört Numara” diye de çevirebilirler. Bekleyip göreceğiz. Kandırıkçı olmayan fragmanları ve filmi de 4 gözle bekliyorum efendim. Bir dahaki uçuşta görüşmek dileğiyle esen kalın. Mogadore Airlines.

Güncelleme: Film Türkçe'ye Ben Dört Numara olarak çevrildi.
Film yorumunu buradan okuyabilirsiniz.

*Kandırıkçı Fragman: Teaser Trailer
** Bak Şekeri: Eye Candy

14 Ekim 2010 Perşembe

New York Usulü Şehir Fantezisi

Urbiano Fantezitsia a la Nev Yorki Mmm Belissima.


Ölümcül Oyuncaklar Serisi 1. Kitap: Kemikler Şehri
Orijinal: Mortal Instruments Book 1: City of Bones
Yazar: Cassandra Clare
Yayıncı: Artemis Genç

Malzemeler:

New York yöresinde yaşayan,
Bir adet, güzelliğinin farkında olmayan olan bitenlerden ve olacak biteceklerden habersiz dişi ergen.
Bir adet iyi görünümlü, umursamaz tavırlı, tehlikeliyim karizmatikim cinsinden fantastik erkek ergen.
Bir adet inek tipli, zeki en iyi arkadaş cinsinden normal (sıradan) erkek ergen.

Yapılışı:

Malzemeleri, fantastik öğeler içerisinde bir gece bekletilmiş şehre atıp, kulak memesi kıvamına gelinceye kadar karıştırın. Daha sonra bu karışıma isteğe göre dram, entrika, aşk üçgeni, doğru parçası ekleyin. Bölümlere ayırıp üzerlerine beyazı ayrılmış klişe sürüp kitabı bitirin. Afieto Sun



Şaka bir yana Ölümcül Oyuncaklar serisinin ilk kitabı Kemikler Şehri resmen bir tarif izlenmiş gibi yapısal ve duygudan uzak. Yazar kendine bir yol çizmiş ve ne pahasına olursa olsun ona bağlı kalmak adına birçok şeyden ödün vermiş gibi. Bu durum hikâyenin gelişmesini ilginçleşmesini engellemiş. Hikâye o kadar düz anlatılıyor ki, kendi kafanızda acaba soruları bile sormuyorsunuz. Kitabın 4te 2si (yarısı evet matematiğin iyiymiş) sıkıcı bir anlatımla geçiyor. Sonra kitap kendini birazcık toparlasa da öyle büyük bir merak, heyecan, şok yaratmıyor. 500 küsur sayfadan sonra bitirdiğinize seviniyorsunuz ama bu güzel bir hikâye okuduğunuz için olmuyor ne yazık ki. Kitap sizde merak uyandıracak açık noktalar da bırakmıyor, o nedenle serinin bir sonraki oluşumunu okuma isteği doğurmuyor. Bir de 6 kitabı var serinin toplamda. Geri kalan hiçbirini okumayacağım mümkün olduğu sürece.

Kitabın kapağında serinin adı Ölümcül Oyuncaklar diye geçiyor